KESK’ten bütçe mitinginde TTB’ye destek | Bozgeyik: Hukuksuz, Anayasa’ya aykırı davayla yargı darbesi gerçekleştiriyorlar

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), “Emekten yana, demokratik halk bütçesi istiyoruz” sloganıyla İstanbul’un Kartal ilçesinde miting düzenledi. KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, “‘Savaş bir halk sağlığı sorunudur’ diyen Türk Tabipleri Birliği (TTB), yine pandemide yaşatma mücadelesi yürüten hekimlerin, sağlık emekçilerinin mücadelesine tahammül edemeyeler, Türk Tabipleri Birliği’ne yönelik açmış oldukları hukuksuz, Anayasa’ya aykırı davayla Merkez Konseyi görevden alınarak yerlerine kayyum atayarak bir yargı darbesi gerçekleştirmişlerdir. Buradan Türk Tabipleri Birliği’nin Merkez Konseyi üyesi yoldaşlarımızın, yol arkadaşlarımızın mücadelesinin yanında olduğumuzu, bu hukuksuzluğa karşı tüm emekçilere demokrasiden, barıştan, eşitlikten yana olan herkesi birlikte ortak mücadele etmeye, buradan KESK olarak davet ediyoruz” dedi.

Görevden alınmasına karar verdiği Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı da mitingde “Özgürlük, adalet, demokrasi olmadığında toplumun sağlıklı olabilme olanağının olmadığını biliyoruz. O nedenle biz, bize tanımlanan o amaçların ötesinde halk sağlığını koruma görevimizin bilinciyle özgürlükler için de mücadele ediyoruz. Demokrasi için de mücadele ediyoruz. Adalet için de ve en başta barış için de mücadele ediyoruz” diye konuştu.

Anka’nın aktardığına göre KESK, “Emekten yana, demokratik halk bütçesi istiyoruz” sloganıyla İstanbul’un Kartal ilçesinde bugün miting düzenledi. Yüzlerce kişinin katıldığı mitingde konuşan KESK Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik, iktidarın baskı politikalarının her geçen gün emekçiler, işçiler üzerinde artarak devam ettiğini belirtti. Bozgeyik, şunları söyledi:

“Bir anayasasızlık süreciyle karşı karşıyayız”

Adeta bir açık faşizmle, bir anayasasızlık süreciyle karşı karşıyayız. Sendikal haklarımıza, toplu sözleşme hakkımıza, grev yapma hakkımıza, örgütlenme özgürlüğümüze, düşünce özgürlüğümüze yönelik her geçen gün antidemokratik uygulamalar artarak devam ediyor. Son yıllarda hayata geçirilmeye çalışılan antidemokratik uygulamalar, sivil darbe niteliğindeki uygulamaların yarattığı siyasi kriz, kaçınılmaz olarak ülkemizde kriz ortamına neden olmuştur. Yıllardır devam eden krizle, hayatımızın her hücresine nüfus eden bir ekonomik krizle karşı karşıyayız. Krizin en önemli nedeni, kapitalist sömürü düzeni ve bu düzenin devam ettirilmesi için uygulanan bölgesel, genel savaş politikaları, militarist politikalar, çatışma politikaları nedeniyle kapitalist sistem tıkanmış ve kendini yeniden organize etmeye açısından savaş politikalarını geliştiriyor. İşte biz KESK, işçiler, emekçiler olarak bu dönemde barıştan yanayız. Bu nedenle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de demokrasiden, eşitlikten yana politikalarımızı artırarak devam ettiriyoruz.

“TTB’ye bir yargı darbesi gerçekleştirildi”

“Siyasi iktidar; militarist, cinsiyetçi, milliyetçi ve dinci”

Bu siyasi iktidar, militarist, cinsiyetçi, milliyetçi, dinci ve savaş politikalarına sarıldıkça kaybeden bizler, yani emekçiler, halkımız, 7,5 bin TL’ye mahkûm olan 9 milyon emekli oluyor. Yine geçinememe sorunu yaşayan asgari ücretliler oluyor. Öğrenci yurtlarında barınma sorunu olan öğrenciler, yaşamış oldukları sorunlar nedeniyle intihar eden öğrencilerin olduğu bir ülkede hep birlikte demokratik bir Türkiye’nin yaratılması için ortak bir mücadele yürütüyoruz. Şimdi Aralık 13’te Meclis Genel Kurulu’na gelecek yeni bir bütçeyle karşı karşıyayız. Bu bütçeye baktığımızda geçmiş yıllarda olduğu gibi yine iktidar, tercihini sermayeden yana yapan, yandaştan yana yapan ve tercihlerini faizden yana kullanan bir politikayı, neoliberal politikaları kamuyu tamamen tasfiye ederek sermayenin, tekellerin insafına bırakan bir politikayı bütçede ortaya çıkartmaya çalışıyor. Bu bütçeye baktığımızda aynı zamanda 31 Mart’ta yapılacak bir seçim bütçesi olduğunu da görüyoruz.

Yine bu bütçede 21 yıldır olduğu gibi dini referanslarla yönetilen bir toplumu inşa için kaynakların Diyanet’e, kendi yandaş cemaat ve tarikatlara ayrılarak inanç özgürlüğü inanç özgürlüğü ve laiklik açısından da anayasal haklarımızın ihlal edildiğini ve dini referanslarla toplumu inşa etmeye yönelik, kutuplaştırmayı, gerginliği oya dönüştürmeye yönelik politikaları bu bütçede tercih ettiklerini görmekteyiz.

“Hayat pahalılığı ve işsizlik, izlenen bu politikalar nedeniyle kronik hâle geldi”

Eğer bu bütçe parlamentoda, aralık ayı içerisinde kabul edilirse önümüzdeki dönem halkımızı, emekçileri bekleyen birçok tehlikeyle karşı karşıyayız. Özellikle bu bütçeyle tamamlayıcı emeklilik sistemi adı altında emeklilerin yaşadığı açlık ve yoksulluğun katmerleşmesinden, kıdem tazminatının fona devredilerek tasfiyesinden söz ediyorlar. Yine emekli aylıklarının giderek daha fazla düşürülmesinden bahsediyorlar. Kendi sahte TÜİK rakamlarıyla hazırlamış oldukları orta vadeli programa göre, hedefledikleri enflasyona göre ücretlerimizi artırmayı düşünüyorlar. Yine ülke topraklarının, madenlerimizin, ormanlarımızın haraç mezat yerli ve yabancı sermaye gruplarına peşkeş çekilerek satılmasını hedefliyorlar. Bu nedenle hayat pahalılığı ve işsizlik, ülkemizde izlenen bu politikalar nedeniyle kronik bir hâle gelmiştir.

“Bizler derin yoksulluğa sürüklenirken sermayedarlar, bankalar, yabancı şirketler kârlarına kâr katıyor”

Türkiye, asgari ücretliler ülkesi hâline dönüştürülmüştür. Emeğin milli gelirden aldığı pay giderek daha fazla düşürülmüştür. Kamu hizmetleri alanı piyasalaştırma, özelleştirme, yatırımların kısılması yönüyle alabildiğine daraltılmıştır. Yine vergi adaletsizliği derinleşmiş, aslan payı sermayeye, patronlara, savunma ve güvenlik adı altında çatışma ve savaşa ayrılmıştır. Bugün temel sorun, krizin faturasının kimler tarafından ödeneceği sorunudur. Ülkeyi yönetenler, her zaman olduğu gibi bugün de yaşanan bu krizin faturasını ücretli kesimlere, kadın emekçilere, genç işsizlere, emekliler başta olmak üzere yoksul halkın sırtına yüklemeye çalışıyorlar. Ülkede yaşanan krizin faturası, sömürü, yağma ve baskı düzeninden beslenen yüzde 1’e değil; bu düzenin mağduru olan yüzde 99’a kesilmek isteniyor. Bizler derin bir yoksulluğa sürüklenirken sermayedarlar, bankalar, yabancı şirketler kârlarına kâr katarak kendi servetlerini ikiye, üçe katlamaya devam ediyorlar.

“Fatura hep biz emekçilere, yoksul halkımıza kesiliyor”

Bugün ülkemizde ekmek kadar ihtiyacımız olan demokrasinin, hukukun, adaletin, barışın sağlandığı bir ülke özlemimizi bastıran, hak arama yollarımızı kapatan, güvenlikçi politikalarla, insan hakları ihlalleriyle, darbelerle, sıkı yönetimlerle, KHK’lerle, OHAL’le, OHAL’i kalıcı hâle getiren otoriter, baskıcı rejimle fatura hep biz emekçilere, yoksul halkımıza kesiliyor. Sendikal hak ihlalleri, OHAL KHK’leriyle sorgusuz sualsiz, ihraçlar, açığa almalar, sürgünler, emekçileri biat etmeye zorlamaktadırlar. Bugün özgürlüğü ve bağımsızlığı elinden alınmak istenen özne bile sayılmayan, üretimde sömürülen, hiçe sayılan, işsiz bırakılan kadınlara en ağır fatura bu krizde çıkarılmaya çalışılıyor. İşte bugün burada, 81 ilde başlatmış olduğumuz bu mücadeleyi eğer biz büyütemezsek, birleştiremezsek yine kaybeden bizler olacağız. O açıdan da hepimize önemli görev ve sorumlulukların düştüğünü buradan KESK olarak tekrardan hatırlatmak, altını çizmek istiyoruz.”

Fincancı: Amaç dışı faaliyet nedeniyle bizi görevden aldıklarını zannediyorlar

Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin önceki gün üyelerinin görevden alınmasına karar verdiği Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı da mitingde yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

“Amaç dışı faaliyet nedeniyle bizi görevden aldıklarını zannediyorlar. Oysa bizim tarihimiz, onların bize tanımladığı amacın çok çok ötesindedir. Biz, tarih boyunca onlara göre amaç dışı faaliyetlerle yoğurulmuş bir meslek örgütüyüz. Çünkü ‘Özgürlükten tasarruf edilmez’ diyen abilerimiz, ablalarımız var bizim. Birlikte mücadele ettiğimiz, ‘Sağlıktan tasarruf edilmez’ diyenlerimizle beraber bu yollarda yürüdük. Özgürlük, adalet, demokrasi olmadığında toplumun sağlıklı olabilme olanağının olmadığını biliyoruz. O nedenle biz, bize tanımlanan o amaçların ötesinde halk sağlığını koruma görevimizin bilinciyle özgürlükler için de mücadele ediyoruz. Demokrasi için de mücadele ediyoruz. Adalet için de ve en başta barış için de mücadele ediyoruz. Barış olmadan insanların hayatta kalabilmesi, insanların sağlıklı bir yaşam sürdürebilmesi olanağı yok. İşte gözümüzün önünde Gazze’de olup bitenleri hep birlikte görüyoruz. Bunları izlemek değil, bunlar için mücadele etmek hepimizin sorumluluğudur.”

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir